Türk Dil Kurumu'na göre"liyakat" kavramı 'ehil olmak, değerli, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik, yetenek' gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Bu özelliklere sahip kişiler ise liyakat sahibi olarak tanımlanmaktadır.
İnsanlık tarihi boyunca liyakat sahibi insanlar her zaman toplum ve devletlerin en önemli mekanizmalarında yer almış, onlara önemli görevler verilmiş, toplumun gelişiminde kritik roller üstlenmişlerdir. Bu sebepledir ki gelişmiş ve çağın ilerisinde olan toplumlar hem liyakat kavramına hem de liyakat sahibi insanlara çok büyük değer atfetmektedir. Liyakat ve nitelikli insan kaynağı toplumların gelişimi açısında önemli bir etken olmuştur.
Örneğin Osmanlı tarihine bakıldığında imparatorluğu uzun yıllar atakta tutan en önemli etkenlerden biri de devlet teşkilat yapılanmasında liyakatın esas alınması, devlet bürokrasisinde hak edenin ya da ehil olanın görevlere getirilmesidir.
Yine tarihe bakıldığında yeterli vasıflara sahip olmayan, tepeden inme ve kayırma ile hak etmediği görevlere getirilenlerin, devlet ile toplumu karşı karşıya getirdiği ve nihayetinde devlete ciddi zararlar verdiği, kimi zaman yıkıcı sonuçlara yol açtığı görülmektedir.
Günümüze gelindiğinde ise, özellikle sosyal medyanın toplumun önemli haber kaynağı olmasından dolayı gündem olan ve kamuoyunun dikkatini çeken kimi kamu görevlilerinin liyakatten uzak davranışları, söylemleri ve icraatları bu konuda haklı bir tartışma ve sorgulamaya yol açmaktadır.
Bugün devletin her kademesinde görev alan kamu görevlileri, yöneticiler, valiler ve belediye başkanları herşeyden önce topluma örnek ve önder bir kişilik ortaya koymak zorundadırlar. Hayat tarzlarından insan ilişkilerine, davranışlarından söylemlerine kadar her konuda büyük bir özen ve dikkat göstermeleri gerekmektedir. Bir kamu görevlisi toplumun ortak malı olan "beytülmalı" gözetmeli, istediği gibi tasarrufta bulunmamalı, lüks ve şatafata kaçmamalıdır. Toplumun ortak beklentisi ile görevi gereği denge ve denetimi, makul olanı gözetmelidir.
Özellikle son günlerde tartışma konusu olan lüks makam araçları hala kamunun üzerinde ciddi bir yük olarak durmaktadır. Zira toplumun ekonomik olarak bu kadar zor ve dar boğazda geçtiği bir dönemde bir devlet yöneticisinin milyonları bulan makam arabasına binmesi halk nezdinde ciddi soru işaretleri bırakmaktadır. Çünkü yapılan sınırsız ve lüks harcamaların kaynağı halkın ortak malı ve hakkıdır. Yapılacak her harcama bu yön gözetilerek yapılmalıdır. Yine itibardan tassarruf olmaz denilerek kamu kaynakları keyfince ısraf edilmemeli ve hesapsızca harcamalar yapılmamalıdır. Bunun aksi ne yazık ki bir liyakat ahlaki sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemizin yakın tarihine bakıldığında devlet imkanlarını kendi kişisel hırs ve ikballeri için kullanan kamu görevlilerinin devlete ve topluma ne kadar zarar verdikleri, toplum ve devlet geleceği açısında hangi sıkıntılara yol açtığı yaşanan bir çok ekonomik ve toplumsal krizle çok açık görülmektedir. Bundan dolayı herşeyden önce kamu mekanizmasında liyakatın esas alınması, hak eden, ehliyetli ve yeterli insan kaynağının değerlendirilmesi ve etkin hale getirilmesi gerekmektedir. Bu husus hem kamu açısında hem de toplumun gelişimi ve ilerlemesi açısında hayati bir konudur.
Yorum Yazın