Türkiye son yıllarda bir sarmal çıkmazı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Özellikle son beş yıla baktığınızda gündemi işgal eden belli başlı sorunlar olduğunu ve bu sorunların bir türlü sonuçlanmadığı veya gündemden düşmediği görülüyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile birlikte bu sarmal büyümeye başlamış ve son dönemde içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Herşeyin tek elden yürütülmesi, tek kişi kararıyla icra edilmesi, meclisin kısmen etkisizleştirilmesi, tarafsız, bağımsız ve özerk kurumların bu niteliklerden uzak kalması ile birlikte ciddi sorunları da beraberinde getirmiştir. Denge-denetim mekanizması tamamen ortadan kalkmış, yapılan hiçbir işlem ve icraat yargısal veya idari denetimden geçmemektedir
Tarafsız ve bağımsız olması gereken yargı kurumlarının bağımlı ve taraflı kararlar vermesi ile birlikte adalete olan güveni zedelemiştir. Siyasi saiklerle hapiste olan ve kamuoyunda takip edilen bir çok tutuklunun dosyası üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala adil bir şekilde yargılanmamış olması bu alanda ciddi soru işaretlerini doğurmaktadır. Bugün hukuk sistemimizin en büyük sorunlarından biri de yargılamaların uzun sürmesi ve istisna olan tutukluluğun devamlı hale getirilmesidir. Mahkemeler arasındaki hiyerarşinin bozulması, Anayasa mahkemesi kararlarının yerel mahkemler tarafından uygulanmamış olması da aslında bu sorunları daha kabartmıştır. Sağlıklı, istikrarlı ve adil bir yargı mekanizması her birey/kurum için hayati bir konudur. Günün sonunda hepimizin adil bir yargıya ihtiyaç duyacağımız bir gerçektir.
Yine diğer taraftan ülkenin para ve kredi politakasını belirleyen ve yasal olarak bağımsız olan Merkez Bankası'nın özellikle son beş yılda sürekli olarak başkanlarının değiştirilmesi, siyasi iktidar tarafından politikalarına müdahale edilmesi sonucunda hem bağımsızlığı hem de güvenirliliği zarar görmüştür. Birçok bağımsız ekonomist tarafında yapılan uyarılar dikkate alınmadığı gibi, kimi gece yarısı kararlarla da ekonomik daralmaya bir adım daha yaklaşılmış ve toplumun alım gücü giderek azalmaya başlamıştır. Hayat pahalılığı artmış, emtia fiyatları günü birlik değişmeye başlamış ve nihayetinde vatandaş için zor bir dönem başlamıştır. Sabit gelirli veya asgari ücretle çalışanlar için son günlerde dövizin yukarı yönlü hızla artması ile birlikte elindeki paranın erimesine sebep olmuştur. Daha önceki yıllarda ortalama gelire sahip bir vatandaşın çok rahat konut ve otomobil alma imkanına sahip iken, şuan içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar altında konut ve otomobil almaları neredeyse imkansız hale gelmiş bulunmaktadır. Yine ekonominin can damarı olan inşaat sektörü uzun süredir durgunluk yaşamaktadır. Dövize endeksli malzeme fiyatlarının katlanması neticesinde hem başlanması gereken projeler başlanamıyor hem de devam eden projeler durma noktasına gelmiş bulunuyor. Bu durgunluğun neticesinde konut fiyatları denetimsiz bir şekilde yükselmekte, konut ihtiyacı karşılanmamaktadır. Özetle toplum olarak ciddi bir ekonomik dar boğazdan geçiyoruz.
Hem adalette hem de ekonomideki bu sarmalın aşılması gerekmektedir. İki kurumda birbirinden bağımsız görünse de aslında birbiri ile bağlı olan kurumlar olup, birinin yalpalanması diğerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Adaletin zayıf olduğu bir ülke de ekonominin çok iyi olmasını beklenilmediği gibi, ekonomisi kötü olan bir ülkenin adaletinin çok güçlü olduğu söylenemez. Bunun da tek çözümü bağımsız ve tarafsız olan kurum ve kurulları işlerini yapabilmeleri için rahat bırakmak, onlara alan açmak ve onları güçlendirmekdir ve motive etmektir. Aksi halde bu sarmal daha uzun yıllar devam edecektir.
Yorum Yazın