Yakın zamanda, uzun yıllardır çözülemeyen ve faili meçhul kalmış olayların araştırılması ve aydınlatılması amacıyla Adalet Bakanlığı bünyesinde özel bir birim kurulduğu kamuoyuna açıklanmıştır. 2020 yılında Tunceli’de kaybolan ve hâlen akıbeti netleşmeyen Gülistan Doku dosyasının yeni deliller ışığında yeniden ele alınması ve dönemin bazı kamu görevlileri hakkında yürütülen işlemler, bu birimin kurulmasında etkili olmuştur.
Gülistan Doku olayı, kamu gücünün hukuka aykırı şekilde kullanıldığında ne denli tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini göstermesi açısından son derece önemli bir örnektir. Kamu gücünü elinde bulunduran görevlilerin liyakat ve ehliyet sahibi olması, görevlerini adalet ve hukuk perspektifiyle yerine getirmesi, bu gücü kişisel çıkarlar veya belirli odakların menfaatleri için kullanmaması, toplumsal hak ve menfaati gözetmesi büyük önem taşımaktadır.
Gücün yozlaşması tehlikelidir; ancak kamu gücünün yozlaşması mutlak bir tehlikedir. Zira kamu gücünün yozlaşması, toplumun da yozlaşmasına ve gelecek nesillerin yozlaşmış bir yapı ile karşı karşıya kalmasına neden olur.
Öte yandan, kamu gücündeki yozlaşmanın önemli ölçüde toplumdaki yozlaşmadan kaynaklandığını da açıkça ifade etmek gerekir. Nihayetinde kamu gücünü elinde bulunduran bürokrasi ve yönetim kademeleri toplumun içinden çıkmaktadır. Yozlaşmamış bir toplumdan yozlaşmış bir kamu gücünün ortaya çıkması, gerçekte olanaklı değildir.
Toplumsal yozlaşmanın temelinde ise güce atfedilen anlam yatmaktadır. Genel olarak doğu toplumlarında ve özel olarak bizim toplumumuzda güç; maddi zenginlik, para, statü, makam ve mevki ile özdeşleştirilmektedir. Oysa insani anlamda gerçek güç; hak ve adalet duygusuna sahip olmak, ortak aklı ve vicdanı önemsemek, bulunduğu konuma değer katmak, toplumun dezavantajlı kesimlerini gözetmek, din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın herkese eşit ve adil yaklaşmak ve empati sahibi olmaktır.
Üzülerek belirtmek gerekir ki bugün, aile başta olmak üzere toplumun her kademesinde gücün temel ölçütü maddi zenginlik, parasal imkânlar ve kamusal statü olarak görülmektedir. Bu ölçütleri anlamlandıran evrensel insani ilkeler ise ne yazık ki yeterince dikkate alınmamaktadır. Nitekim toplum olarak çoğu zaman güçlü, kudretli ve daha otoriter olanı tercih ediyoruz. Oysa insani bir perspektiften bakıldığında, gerçek gücün değerler sistemi olduğu anlaşılır; bu sistemi benimsediğimizde daha erdemli sonuçlara ulaşmak kaçınılmazdır.
Gülistan Doku olayı bu çerçevede değerlendirildiğinde, kamu gücünün insan ve toplum yararına kullanılması gerekirken, bazı durumlarda bu gücün belirli olayları örtbas etmek amacıyla kullanılabildiği anlaşılmaktadır. Bu tür örnekler, kamu gücünün nasıl yozlaşabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak yozlaşmanın yalnızca güçten değil, toplumun bu güce yüklediği anlamdan da kaynaklandığı unutulmamalı; bu nedenle toplumun da kendine düşen payı sorgulaması gerekmektedir.
Yorum Yazın