Medeniyet Derneği olarak 5.sini yaptığımız “Medeniyet Akademisi” ile yüzlerce gençle temas etme imkanı sağladık. Birkaç tanesine bizzat katılarak izleme / dinleme olanağı bulduğum dersler kendi alanında ülkemizin en önemli bilim-ilim-düşünce insanı hocalarımız tarafından işleniyor. Derslerimiz tek düze, bir tek alana odaklanan konular değil. Aksine; insan hayatına dokunan, her öğrencinin eğitim sürecinde bir şekilde temasta bulunduğu hemen her konu Akademinin de dersleri arasında yer alıyor. İslam Medeniyeti’nden Batı Medeniyeti’ne; sosyolojiden felsefeye, siyasetten iktisada kadar geniş bir yelpazede dersler işleniyor.
Bir gün önce (23.10.2021 Cumartesi) Dernek Başkanımız Ali Öztürk’ün talebi ile Akademi’yi yürütmekle sorumlu Eğitim Birim Başkanımız Şinasi Aydın, komisyondaki arkadaşları Muhammed Aktaş ve Durmuş Akyel ile birlikte Öğrencilerle Buluşma programı yaptık.
Bu buluşmada yaptığım gözlemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Program, Ali beyin kısa konuşması ve Akademi’nin amacını anlatan kısa bir değerlendirmesinin ardından gençlerimizin soru ve görüşleri ile devam etti. Ben tam da gençlerimizi dinlerken tuttuğum notlar üzerinden değerlendirmeler yapmak istiyorum.
Malum, ülkemizde özellikle siyasi alanda hiç dillerde düşmeyen konuların başında “gençlik”, moda tanımlaması ile “Z Kuşağı” geliyor. Öyle ki, Z Kuşağı tanımının kendisi bile negatif bir anlam taşır duruma geldi. Z Kuşağı; kültürel erozyona uğramış, gelenek-görenek ve inanç değerlerinden kopmuş, vurdum-duymaz, sorumsuz, ben merkezli, fast food kültürü taşıyıcıları olarak görülüyor. Aslında bu kısmen doğru fakat, böyle bir şey varsa bunun günahkarı gençler değil biz büyükleriz.
Uzatmadan, gençlerin sorularına geçelim isterseniz:
Soru 1: Hocam gençlerin özgün düşünmesi için, kafasına takılan her soruyu özgürce, korkmadan sorabilmesi ile mümkün olur diye düşünüyorum. Bunu nasıl sağlayacağız?
Soru 2: Hocam biz İslamcılar olarak bu dönemde yaşadığımız en büyük problemin “güven bunalımı / güven kaybı” olduğunu düşünüyorum, bunu yeniden nasıl tesis edebiliriz?
Öğrencilerin / gençlerin sorduğu sorulardan sadece ikisini sizinle paylaştım. İddia ediyorum: Biz büyükler, bu soruların cevabını gençleri doyuracak şekilde cevaplandırabilsek; başta deist-ateist şikayetlerimiz olmak üzere, bir çok sorunumuzu çözebiliriz!
Birinci soruda Z Kuşağı şunu söylüyor: Siz büyükler, bırakın bizim özgür düşünmemizi, özgün işler çıkarmamızı, bizim soru sormamıza bile müsaade etmiyorsunuz. Durum böyle iken bizden ne bekliyorsunuz?
Genç; ister anne-babası olsun, ister hocası olsun, ister iş erinde idarecisi olsun, ister siyasetin önde gelen şahsiyetleri olsun; bıkmadan, usanmadan ve asla korkmadan her soruyu sormak ve cevabını almak istiyor. Eğer buna biz büyükler “amasız-fakatsız” evet dersek, diyebilirsek hem gençlerimizle doğru iletişim sağlamış olacağız, hem de onlarla hemhal alarak savrulmaların yaşanmamasına aracı olabileceğiz.
İkinci soruda ise Z Kuşağı diyor ki: Eğer bizde bir ahlaki yozlaşma, deizm ve ateizme doğru meyil görüyorsanız, bunun müsebbibi sizsiniz!
Siz mikrofınu elinize aldığınız da Hadis ile başlıyor, Ayet ile bitiriyorsunuz. Sizi dinlerken mest oluyor, sizlere vuruluyoruz. Fakat sizi izlerken aynı şeyi görmüyoruz: İhtiraslarınızı, kibrinizi, tepeden bakışınızı, kadına-makama-paraya zaaflarınızı görüyoruz. Bizler; sizin söyledikleriniz ile yaptıklarınız arasında bir yaprak gibi savrulup duruyoruz. Bizler; sizin hangi halinizin doğru olduğunu, hangi halinizin “siz” olduğunu anlamaktan zorluk çekiyoruz.
Uzatmayacağım:
Dün gençlerden yine çok şey öğrendim…
Dün gençlerden daha çok umutlandım…
Yorum Yazın