İşgalci terör devleti İsrail’in yaptığı katliamlar bugün de maalesef hepimizin canını yakmaya devam ediyor. Konuyla ilgili bir yazı dizisi yazarak, İsrail’in kuruluş (daha doğru bir ifadeyle, işgal sürecinin) sürecini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün birinci bölümde kısa bir giriş yaparak detaylarını sonraki yazılarımıza bırakmış olacağız.
Filistin, dolayısıyla da Mescid-i Aksa 1517-1917 yılları arasında Osmanlı himayesinde olan mukaddes toplaklardır. Müslümanlar açısından “İlk Kıble” olması, Yahudiler açısından ise “Kurtarılması gereken kutsal topraklar” olarak büyük önem taşımaktadır. Osmanlı himayesinde olduğu dönemlerde başta Balkanlar olmak üzere, bütün Osmanlı topraklarında olduğu gibi bu bölgede de her demografik yapıya mensup toplulukların birlikte yaşadığı bu kutsal topraklardı. 1882’den itibaren bölgeye Yahudi göçü almaya başlasa da, esas yoğunlaşma 1917’de bölgenin Britanya’nın (İngiltere) bölgeye hakim olmasıyla başlamıştır. Bu tarihten sonra, bölgede var olan huzur iklimi, süreç içinde yerini trajik kaos ortamına bırakacaktır.
Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanı Theoder Herlz’in defalarca Sultan Abdulhamit’ten bir Yahudi Devleti’nin kurulması için toprak talebinde bulunduğu ve Sultan Abdulhamit’in de bu talebe sert bir şekilde cevap vererek ret ettiğini biliyoruz. Fakat bu Herlz’in ideallerinin son bulmasını sağlamadı. Herlz, ilk Siyonizm Kongresi’nin İsviçre’nin Basel şehrinde yaparak bu ideallerinin temellerini atmış oldu. Herlz, 1904’te öldüğünde ise geride bir Yahudi devletinin kurulması için küresel oyuncuları devreye sokarak sürecin devamını sağlayacak altyapıyı oluşturmuş oldu. Dünya Siyonizm Teşkilatı önce Doğu Avrupa bölgesinden, ardından Rusya ve diğer bölgelerde 25 bin Yahudi’nin bölgeye göçünü sağlayarak demografik yapının lehlerine dönmesi için adımlar attı. 1904-1914 yılları arasında 40 bin Yahudi’nin daha bölgeye göç etmesi sağlanarak hedeflenen demografik yapının zemini hazırlanmış oldu.
1917’de İngiliz Savaş Kabinesi, Dışişleri Bakanı Althur Balfour’a yetkilendirerek “Balfour Deklarasyonu”nu yayınlattı. Balfour, Siyonistlerin lideri Lord Rothschild'e bir Yahudi Devleti’nin kurulacağıyla ilgili mektup yazarak süreci hızlandırmış oldu. Bu teklifin hayat bulması için gereken şey Batı ülkelerinin kurulacak Yahudi Devleti’ni tanımaları kalmıştı ve yapıldı; önce Fransa sonra İtalya kurulacak devleti tanıyacaklarını ilan ettiler. Bunu ABD başkanı Thomas Woodrov Wilson'un destek açıklaması takip etti. Filistin'in işgali fiilen 1917'de gerçekleşirken; daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken, İngiltere adına Sir Mark Sykes, Fransa adına Georges Picot arasında yapılan ve bölgenin paylaşılmasını içeren gizli antlaşma sonrasında, Nisan 1920'de yapılan San Remo Konferansı ile resmi olarak da İngiliz Mandası'na girmesinin yolu açılmış oldu. Bu süreçte, manda olarak İngiliz himayesine giren Filistin'in ilk İngiliz Komiseri olarak bir Siyonist olduğu bilinen Sir Herbert
Samuel'in atandığının altını çizmekte fayda var. Gelecekte, kurulacak İsrail devletinin kuruluşu için bütün çalışmalar sekteye uğramadan ilerlemektedir.
İsrail Devleti'nin kuruluş planının başında İngiltere bulunmaktadır. İngiltere, Samuel'in görevlendirildiği dönemde, hem Orta Doğu hem de dünya kamuoyuna bölgenin ne Arap ne de Yahudi yurdu olmadığı ile ilgili propaganda çalışmalarına başladı. İngiltere'nin bu ikili oyununun esas sebebi ileride kurmayı hedeflediği İsrail devletine dünya kamuoyunda oluşabilecek tepkiyi minimize etmek olduğu tahmin edilebilir. 20 Ağustos 1922'de Filistin'in ilk Anayasası ilan edildi. Anayasaya göre ülkeyi 11'i Hükümet temsilcisi, 8'i Müslüman, 2'si Hrıstiyan ve 2'si de Yahudi'lerden oluşan 23 kişilik bir Konsey tarafından yönetilecektir. 24 Temmuz 1922'de Milletler Cemiyeti aldığı 28 maddelik kararla Filistin'de manda yönetimini kabul etti. Böylece İsrail devletinin kuruluşu için gereken son rötüşler de yapılmış oldu.
Konu uzun, olabildiğince özetleyerek yazmaya çalıştığım yazımızın birinci bölümünü burada bitirmiş olalım, devamı bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle…
X- Bu çalışma, Nisan 1919’da doktora eğitimim döneminde “ AK Parti’nin Filistin Sorunu Perspektifi” başlıklı makaleden katkı alarak yazılmıştır.
Yorum Yazın