• Önce Ahlak ve Maneviyat
      19 Temmuz 2022 10:58
      Son Güncelleme:19 Temmuz 2022 10:58
      erdem koçoğlu
      869

      Bir toplumun en büyük gücü iyi yetişmiş, ahlak ve maneviyatına bağlı, yaşamasının amacını anlamış,
      tarihi geçmişine vakıf ve geleceği için bu donanımlar eşliğinde çaba sarfeden gençleridir. O yüzdendir
      ki 1970’li yılların başında Türk siyasal tarihinde yer almaya başlayan ve siyasetinin merkezinde sözünü
      ettiğimiz ilkeleri koyan Erbakan Hocanın sloganı “Önce Ahlak ve Maneviyat” idi. Erbakan’a göre bir
      toplumun en büyük gücü, “topu tüfeği” değil, “iyi yetişmiş, ahlak ve maneviyatını donanmış gençler”
      idi.
      Bu yazıyı kaleme almadan birkaç gün önce İstanbul’un göbeğinde yaşanan hayvansal görüntüler bize
      yeniden bu konuyu düşünmeyi bir görev olarak omuzlarımıza yüklemiş oldu.
      Yapılan çalışmalarda, insanoğlunun beyninin uzun süreli bir şeyin propagandası altında kalması
      durumunda, bu şeyi kanıksamasını sağladığını gösteriyor. O yüzdendir ki, “olmaz” denilen birçok
      olayın yıllar içinde uzun süreli ve çokça tekrarlanması, tartışılması ve gündemde tutulması
      durumunda; süreç içinde kanıksandığını, itiraz oranının düştüğünü ve normalleştiği görülecektir.
      Bu bağlamda önümüzde duran en can alıcı örnek LGBT’dir. Son on yıllar içinde çokça tartışıldığı,
      sürekli gündemde tutulduğu, aslında bunun “doğuştan gelen doğal bir mesele” olduğu üzerinde
      tartışmalar yapıldığını hepimiz görebilmekteyiz. Öyle bir süreç ilmik ilmik yürütülüyor ki bu
      sapkınlık/sapıklık tartışmadan azade bir hal alıyor!
      Zira bu sapkınlık/sapıklık; demokrasi, insan hakları, eşitlik, çağdaşlık sosuyla sunuluyor ve bu
      tartışmanın içine doğan çocuklar, bunu normalleştirmeye çalışan, bunun için milyon dolarlar ortaya
      koyan küreselcilerin tarafından yer alabiliyorlar. Bu kanaate ulaştıklarında, yapılan bombardımandan
      etkilenmeden bu durumun kendi özgün görüşü olduğunu düşünür. Oysa bu düşüncenin inşa edilmesi
      için küreselcilerin bütün imkanları ve bütün anstürmanları kullanılmıştır ve düşüncenin inşa edilmesi
      sürecinde buna karşı fikir beyan eden hemen herkes aforoz edilip gündemden düşürülmekte, sesi
      kesilmekte, sosyal medyanın bütün olanakları kendilerine kapatılmaktadır.
      Cinsiyetsizleştirmek çalışması da bu süreçte çokça reklamı yapılan bir kavram haline getirilmektedir.
      Öyle ki, bu kavramın tahkim edilmesi için kadına “kadın” denmemesi gerektiğini, bunun yerine “adet
      gören” insanlar ifadesi kullanılması gerektiğini söyleyen yazılar, makaleler, filimler, diziler sahneye
      konulmaktadır. Aslında LGBT taraftarı olmasına rağmen, “adet gören canlıya KADIN denir” diye twet
      atan bir kullanıcının Twetter tarafından hesabının askıya alındığını dinlediğimde/okuduğumda, “oha,
      o kadar da değil” demiştim kendi kendime ama tam olarak o kadar maalesef…
      Şimdi son dönemlerde, birçok çizgi filmi, dizi, yazı ve reklam kullanılarak pedofilinin reklamı yapıldığı,
      insanların belleğine kazılmak istediğini görebilmekteyiz. Reklam (imgeleme); uzun süreçli,
      mütemadiyen ve çok kişi tarafından tekrarlanarak insanların belleğine yazma (hatırlatma) eylemidir.
      Yirmi otuz sene sonra, tıpkı bugün LGBT de olduğu gibi, pedofilinin normalleşmesi, serbestleşmesi için
      her türlü argümanın kullanılarak taraftar bulmaya çalışılacağını ifade etmek kehanet olarak
      görülmemelidir.
      Küreselcilerin en büyük özelliği, insanlara kabul ettirmek istedikleri şeyi güzellemeler yaparak;
      demokrasi, özgürlük, liberal değerler sosuyla pazarlamalarıdır. Bunun için sınırsız ekonomik güç,
      sınırsız iletişim araçları ve sınırsız kullanabilecekleri insan kaynağına sahipler.
      Pandemi sürecinde, aşı karşıtlığı ile ilgili bir cümle kullanan herkese “deli” muamelesi yapıldı, sosyal
      medya hesapları kapatıldı, videoları bütün ağlardan kaldırıldı, varsa ellerimde yetkileri alındı.

      Ensest ilişkinin de hiç olmadığı kadar gündeme geldiği, bunlar için nerede ise bütün kanallarda
      “Gündüz Kuşağı” programları yapıldığı ve burada toplumun “nesil güvenliği” değil, reytingin
      öncelendiğini hepimiz görebilmekteyiz.
      Her devletin vatandaşlarının can, mal ve neslin güvenliğini korumak gibi bir görevi vardır ve olmalıdır.
      Bu güvenliğin sağlanması için her bir kurum ve birey üzerine düşeni yapmakla mükelleftir. Sokak
      ropörtajlarında erkeklerin “ben geyim”, kızların “ben lezbiyenim” diye açıkça ifade etmesi hepimizin
      oturup düşünmemizi gerektiren bir sorunun varlığına işaret etmektedir.
      Hiç kimse böyle insanları “asalım, keselim” demiyor, dememelidir ama hiçbir insan da bu durumu
      normalleştirerek gelecek ve nesil güvencemizi tehlike altına koyma hakkına sahip değildir. Siyasetin
      varlığı ve anlamı tek başına iktidar olmakla açıklanamaz; siyasi iktidar “kültürel iktidarın” da mutlaka
      sağlanmasını gerektirir. Hatta kültürel iktidar sağlanamadıktan sonra siyasal iktidar olmak tek başına
      ne anlam ifade eder diye tartışmak gerekmektedir.

      Yorum Yazın