Bir toplumun en büyük gücü iyi yetişmiş, ahlak ve maneviyatına bağlı, yaşamasının amacını anlamış,
tarihi geçmişine vakıf ve geleceği için bu donanımlar eşliğinde çaba sarfeden gençleridir. O yüzdendir
ki 1970’li yılların başında Türk siyasal tarihinde yer almaya başlayan ve siyasetinin merkezinde sözünü
ettiğimiz ilkeleri koyan Erbakan Hocanın sloganı “Önce Ahlak ve Maneviyat” idi. Erbakan’a göre bir
toplumun en büyük gücü, “topu tüfeği” değil, “iyi yetişmiş, ahlak ve maneviyatını donanmış gençler”
idi.
Bu yazıyı kaleme almadan birkaç gün önce İstanbul’un göbeğinde yaşanan hayvansal görüntüler bize
yeniden bu konuyu düşünmeyi bir görev olarak omuzlarımıza yüklemiş oldu.
Yapılan çalışmalarda, insanoğlunun beyninin uzun süreli bir şeyin propagandası altında kalması
durumunda, bu şeyi kanıksamasını sağladığını gösteriyor. O yüzdendir ki, “olmaz” denilen birçok
olayın yıllar içinde uzun süreli ve çokça tekrarlanması, tartışılması ve gündemde tutulması
durumunda; süreç içinde kanıksandığını, itiraz oranının düştüğünü ve normalleştiği görülecektir.
Bu bağlamda önümüzde duran en can alıcı örnek LGBT’dir. Son on yıllar içinde çokça tartışıldığı,
sürekli gündemde tutulduğu, aslında bunun “doğuştan gelen doğal bir mesele” olduğu üzerinde
tartışmalar yapıldığını hepimiz görebilmekteyiz. Öyle bir süreç ilmik ilmik yürütülüyor ki bu
sapkınlık/sapıklık tartışmadan azade bir hal alıyor!
Zira bu sapkınlık/sapıklık; demokrasi, insan hakları, eşitlik, çağdaşlık sosuyla sunuluyor ve bu
tartışmanın içine doğan çocuklar, bunu normalleştirmeye çalışan, bunun için milyon dolarlar ortaya
koyan küreselcilerin tarafından yer alabiliyorlar. Bu kanaate ulaştıklarında, yapılan bombardımandan
etkilenmeden bu durumun kendi özgün görüşü olduğunu düşünür. Oysa bu düşüncenin inşa edilmesi
için küreselcilerin bütün imkanları ve bütün anstürmanları kullanılmıştır ve düşüncenin inşa edilmesi
sürecinde buna karşı fikir beyan eden hemen herkes aforoz edilip gündemden düşürülmekte, sesi
kesilmekte, sosyal medyanın bütün olanakları kendilerine kapatılmaktadır.
Cinsiyetsizleştirmek çalışması da bu süreçte çokça reklamı yapılan bir kavram haline getirilmektedir.
Öyle ki, bu kavramın tahkim edilmesi için kadına “kadın” denmemesi gerektiğini, bunun yerine “adet
gören” insanlar ifadesi kullanılması gerektiğini söyleyen yazılar, makaleler, filimler, diziler sahneye
konulmaktadır. Aslında LGBT taraftarı olmasına rağmen, “adet gören canlıya KADIN denir” diye twet
atan bir kullanıcının Twetter tarafından hesabının askıya alındığını dinlediğimde/okuduğumda, “oha,
o kadar da değil” demiştim kendi kendime ama tam olarak o kadar maalesef…
Şimdi son dönemlerde, birçok çizgi filmi, dizi, yazı ve reklam kullanılarak pedofilinin reklamı yapıldığı,
insanların belleğine kazılmak istediğini görebilmekteyiz. Reklam (imgeleme); uzun süreçli,
mütemadiyen ve çok kişi tarafından tekrarlanarak insanların belleğine yazma (hatırlatma) eylemidir.
Yirmi otuz sene sonra, tıpkı bugün LGBT de olduğu gibi, pedofilinin normalleşmesi, serbestleşmesi için
her türlü argümanın kullanılarak taraftar bulmaya çalışılacağını ifade etmek kehanet olarak
görülmemelidir.
Küreselcilerin en büyük özelliği, insanlara kabul ettirmek istedikleri şeyi güzellemeler yaparak;
demokrasi, özgürlük, liberal değerler sosuyla pazarlamalarıdır. Bunun için sınırsız ekonomik güç,
sınırsız iletişim araçları ve sınırsız kullanabilecekleri insan kaynağına sahipler.
Pandemi sürecinde, aşı karşıtlığı ile ilgili bir cümle kullanan herkese “deli” muamelesi yapıldı, sosyal
medya hesapları kapatıldı, videoları bütün ağlardan kaldırıldı, varsa ellerimde yetkileri alındı.
Ensest ilişkinin de hiç olmadığı kadar gündeme geldiği, bunlar için nerede ise bütün kanallarda
“Gündüz Kuşağı” programları yapıldığı ve burada toplumun “nesil güvenliği” değil, reytingin
öncelendiğini hepimiz görebilmekteyiz.
Her devletin vatandaşlarının can, mal ve neslin güvenliğini korumak gibi bir görevi vardır ve olmalıdır.
Bu güvenliğin sağlanması için her bir kurum ve birey üzerine düşeni yapmakla mükelleftir. Sokak
ropörtajlarında erkeklerin “ben geyim”, kızların “ben lezbiyenim” diye açıkça ifade etmesi hepimizin
oturup düşünmemizi gerektiren bir sorunun varlığına işaret etmektedir.
Hiç kimse böyle insanları “asalım, keselim” demiyor, dememelidir ama hiçbir insan da bu durumu
normalleştirerek gelecek ve nesil güvencemizi tehlike altına koyma hakkına sahip değildir. Siyasetin
varlığı ve anlamı tek başına iktidar olmakla açıklanamaz; siyasi iktidar “kültürel iktidarın” da mutlaka
sağlanmasını gerektirir. Hatta kültürel iktidar sağlanamadıktan sonra siyasal iktidar olmak tek başına
ne anlam ifade eder diye tartışmak gerekmektedir.
Yorum Yazın