Yahudiler için, içinde Kudüs şehrinin de bulunduğu topraklar sadece bir devlet kurmak için rastgele seçilmiş bir coğrafya değildir. Yahudi dünyası için, Kudüs'ün dini olarak da büyük bir değeri vardır. Kudüs, birbirinin içine geçmiş üç mekana denk düşmektedir: Siyon Tepesi, Kudüs şehri ve bütün İsrail toprakları. Dolayısı ile Filistin torakları Yahudiler için dini metinlerin çokça övdüğü bir "dini" mekana da tekabül etmektedir.
1925 yılına gelindiğinde ise Filistin'de yönetimi elinde tutan Samuel'in yerine Lord Blumer atanır. Bu dönemde Vladamir Jabotinsky tarafından daha büyük bir Yahudi devleti kurmak amacıyla Revizyonist Parti kuruldu. Parti Siyonist olan ve olmayan Yahudileri bir çatı altında toplamak üzere çalışmalara başladı. 1928'e gelindiğinde ise Filistin'de 7. Arap Kongresi yapıldı. Kongrenin amacı muhalif ve parçalanmış bütün Arapların bir çatı altında toplanmasını sağlamaktı. Kongre sonrasında 12'sinin Hristiyan olduğu 48 kişilik bir Yürütme oluşturulsa da 1929'da Ağlama Duvarı nedeniyle başlayan isyanda 133 Yahudi ve 116 Arap'ın hayatını kaybetmesi ile Kongre hedeflenen çalışmalarına ulaşamadı.
1930-36 yıllarında bölgeye Yahudi göçü hız kazandı. Buna karşılık Araplar önce 1932 yılında Genç Müslümanlar Derneğini' kurdu, akabinde Arap Gençliği Kongresi yapıldı. Kongre sonrasında "İstiklal Partisi" isminde bir parti kuruldu. Bu çalışmaların amacı bölgede yoğunlaşan Yahudi nüfusuna karşı önlem almaktı. Aynı yıllarda İngiliz mandasını benimseyen ve karşı gelen muhtelif Arap partileri de kurulmuştu. 1930'da Abdül Kadir el-Hüseyin tarafından kurulan "Cihat" partisi ise yasadışı kurulur ve silahlı mücadeleye başlar. Yine İngiliz Mandasına karşı çıkan İzz al-din Al Kasım tarafından da gizli bir silahlı örgüt kurulur fakat Al kasım ve arkadaşları 1935'te Hayfa'da öldürüldüler. Böylece Arapların başlatmak istediği silahlı mücadelenin önüne de geçilmiş oldu.
1930'lu yıllar, Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması için girişilen çalışmalar nedeniyle Araplar ile Yahudilerin mücadelesine sahne oldu ve karşılıklı mücadele gittikçe sertleşmeye başladı. Buna karşılık, başta İngiltere olmak üzere, Batı dünyası da sürecin İsrail devletinin kurulması yönünde hukuki çalışmaktaydılar. Bu mücadelelerden biri de 1937'de Peel Komisyonu'nun kurulmasıdır. Bu komisyona göre Filistin topraklarında iki devletli bir yapı oluşacak ve bu yapıda toprakların "'si Yahudilere verilecektir. Bir sene sonra ise başka bir komisyon olan Woodhead Komisyonu 1938'de kurulur. 1939'de bunları James Konferans çalışmaları takip etti. Bütün bu çalışmaların amacı kurulacak Yahudi devletine uluslararası meşruiyet oluşturmak olduğunu ifade etmek gerekiyor. Süreç aynı zamanda Arap Milliyetçiliğinin yükselişini ve Rusya'nın da desteği ile Baas Partisi'nin başta Suriye olmak üzere bir çok Arap ülkesinde etkinliğinin sağlanmasını da getirmiş oldu.
İkinci Dünya Savaşı 1939'da başladığında, Filistin'de Arap-Yahudi sürtüşmesi tüm hızıyla devam etmekteydi. Fakat başta İngiltere olmak üzere, batılı ülkelerin de desteği ile süreç Yahudiler lehine işlemekteydi. Savaş bittiğinde ise İsrail devletinin kurulması için birçok şart yerine gelmişti. Birincisi, Arapların direnci çok zayıftı ve Yahudilerin devlet kurmasını engelleyecek kudretten uzaktı. İkincisi, batılı devletler Yahudilerin devlet kurması için güçlü irade ortaya koymaktadırlar. Üçüncüsü ise, 1800'lü yıllardan itibaren düzenli olarak bölgeyetaşınan Yahudiler marifeti ile demografik değişim gerçekleşmişti. Bütün bunlardan sonra BM Genel Kurulu'nun Filistin toprakları üzerinden Araplar ve Yahudiler'den oluşan ikili devletin kurulacağını kabul eden 181 sayılı kararın çıkması çok zor olmayacaktır. Karara göre, Kudüs'ün kararı BM'ye bırakılarak uluslararası bir şehir statüsünde kalacaktır.
BM, 29 Kasım 1947'de aldığı kararla, nüfusu 650 bin olan Yahudilere toprakların V'sını verirken, 1 milyon 300 bin nüfusa sahip Filistin'e ise toprakların D'tünü bırakmıştır.15 Bu karardan sonra 15 Mayıs 1948'de 2 bin yıldan sonra ilk Yahudi devleti olarak16 İsrail'in kuruluşu ilan edilmiş oldu. Bu tarihten sonra Filistinliler 15 Mayıs'ı "felaket" anlamına gelen "El Nakba" olarak anacaklardır.
Yorum Yazın