Bugün ne yazayım, diye düşünürken pencereden bana tebessüm eden kar ilişti gözlerime: “Beni görmüyor musun, bana değer vermiyor musun, ben yazı konusu yapılmayacak kadar değersiz miyim?” der gibi bakıyordu.
Evet soğuktu, evet beni üşütüyordu, evet hayatı zorlaştırıyordu, evet saatlerce insanların yollarda mahsur kalmasına sebep oluyordu, evet üzerinde siyasetçiler birbirine meydan okuyordu; evet, evet, evet…
Fakat, bu onun suçu değildi ki: o, fıtratının gereğini yapıyordu, sorun: Fıtratının gereğini yapmayan insanlarındı daha çok…
Faka o, aynı zamanda çocukların neşe kaynağı, çocukların “tatil macerası”, toprağı besleyen can suyu; ağacın, çiçeğin, meyvenin hayat öpücüğüydü aynı zamanda…
Kar; sadece kuraklaşan-çoraklaşan toprağa hayat vermiyordu; o toprağa farkına varmasa da mecbur ve mahküm olan insanoğluna da kan taşıyor, can veriyor, nefes oluyor.
Bugün nedense siyasetin kasvetli dünyasından kopmak, orada boğulmamak; sürdürülebilir bir dünya, sürdürülebilir sosyal hayat, sürdürülebilir bir demokrasi, sürdürülebilir aşk hikayeleri, sürdürülebilir ümitler, sürdürülebilir ekoloji, sürdürülebilir hukuk, sürdürülebilir anlayış, sürdürülebilir tahammül, sürdürülebilir empati konuşmak, tahayyül etmek ve hayal etmek istiyorum.
Kar, çoraklaşmış-katılaşmış-taşlaşmış vicdanlarımızı da yeniden yumuşatır, yeşertir, baharına vesile olur mu bilmiyorum ama böyle olması için dua ediyorum. Bir sene eksik gelen kar, sadece dünyamızı değil; duygularımızı da, vicdanlarımızı da biraz daha çoraklaştırdı sanki…
Daha çok kadın öldürüldü, daha çok çocuk tacize uğradı, daha çok çocuk açlıktan öldü, daha çok ensest ahlaksızlık yaşandı, daha çok silah üretildi ve kullanıldı…
Herkeste yaşanıyor mu bilmiyorum. Ama ben en çok, çok konuşulması gereken süreçlerde susarak vaaz etmeyi yeğliyorum, bazen dayanamayıp konuşsam bile... Biliyorum ki o en çok konuşulması gereken dönemde susmak hem erdemdir, hem büyük haykırıştır.
Siyasetin birbirine diş bileyen, birbirine parmak sallayan, birbirini kompartımanlara ayıran, gettolar oluşturan ateşli demlerinde kendimi karın-kışın soğuğuna bırakarak soğumayı yeğliyorum.
Susarak vaaz etmek, durarak çok şey söylemek…
Siyasallaşan, siyasallaştığı oranda da çoraklaşan hayatın içinde ömrümün heba olmasından çok korkarım!
Korkarım çünkü, ne zaman karın içimize düşeceğini, ne zaman karın üstümüze yağacağını bilmiyorum.
Fakat şunu biliyorum: Biz çok şey söylemeyle değil, çok şey yaparak ve örneklem olarak amaca ulaşabiliriz.
Ben şimdi ne dedim ki: Bilmiyorum!..
Yorum Yazın